SİZDEN GELENLER
NURLU SABAH
Kalplerin zindana döndüğü yurdumuzda,
Bir şimşek misali ziya oldun ruhumuzda,
Senin çehrene örnek varmı bu dünyada,
Yerzünü aydınlatan daha güzel bir sima,
Müşrikler kan ve küfr kustuğu bir zamanda
Mesud oluyordu Müslümanlar Nur dağında.
Küfr vadetsede yüz deve başına
Yine uçmazdı sebat ederdi O, tek arkadaşına
O gün Sevrler Hiralar seni andılar,
Oradaki taşlar güvercinler aşkınla yandılar.
Çünkü tesettür oldu sana incecik bir ağ
Hira sana kucak açan ilk dağ.
Korku,üzüntü, sevinç karışık Medine’de
Herkesin nazarı sahrayı derinde
Musabsın sen ve ümmetin
Senin yolun sağlam ve metin
Yoktur indimizde senden daha zeki
Eyledin her gittiğin yerde müzekki.
Uzaktan uzağa nurlu bir çehre gözüktü.
Neredeyse şemsin parlaklığını söktü,
Sevinçli bir gün peygamber şehrinde
Sahabiler halık-ı kainatın nuru içinde
YAZAN=AHMET RASİM BİLGİN 11/D SINIFI
RAHMETELLİL ÂLEMİNSİN
Kimseye öptürmezdin o nurdan ellerini
Sen ahlâkın abidesi Muhammed-ül Eminsin
Tebessümlü yüzünde açılırdı güllerin
Sen insanlara gönderilmiş olan Rahmetellil âleminsin
Bir meclise girince başkasının yerine oturmazdın
Kibirli olanları sevmezdin, sen Muhammed Mustafasın
Evinde ikramını başkasına yaptırmazdın
Sen insanlara gönderilmiş olan Rahmetellil âleminsin
Nasranîler gibi de sakın beni övmeyin derdin
Kureyşli bir yetimi,, ilâh görmeyin derdin
Kuran’a tabi olun, öne geçmeyin derdin
Sen insanlara gönderilmiş olan Rahmetellil âleminsin
Evinin işlerine her an yardım ederdin
Kopan düğmelerini kendi ellerinle dikerdin
Sözlerinle kalplere faziletler ekerdin
Sen insanlara gönderilmiş olan Rahmetellil âleminsin
Zülüm attan nura hâsıl oldu o mübarek günlerin Çocukları çok severdin, onları büyük gibi dinlerdin
Konuşurken usulce, tebessümle gülerdin Sen insanlara gönderilmiş olan Rahmetellil âleminsin
Ümmetim diye diye akardı gözyaşların,
Erdemle yükseldi cehaletle savaşın,
Güzel ahlak timsali, mazlumların yandaşıydın
Sen insanlara gönderilmiş olan Rahmetellil âleminsin
İnsanların halini iyi bilirdin,
İnsanlara güzel nasihatler verirdin,
Sen bizlere bir nur, bir ışık gibiydin,
Sen insanlara gönderilmiş olan Rahmetellil âleminsin
MUHAMMEDİ GÜNEŞ
Yeryüzünü manevi bir karanlık kaplamıştı. İnsanlar; birbirini yiyen canavarlar misali vahşileşmiş küfür, şirk, cehalet ve zulüm bataklığında boğulmaya yüz tutmuşlardı. Kur’an-ın tabiriyle insanlık “esfel essefilin” sıfatını taşıyordu.
Kâinatı beşerin zulüm ve vahşetinden kapkara giyinmiş aysız yıldızsız geceye benzemekteydi.
Umut içinde ufku tarıyor nicedir güneşe hasret gözler. Uzayan bu gece ne zamana dek! Ne zamana dek sürecek güneşe hasret bu gözler? Küfrün kirli pençeleri insanlığın gırtlağını sıkıyor acımasızca. Boğuldu boğulacak insanlık… Daha ne duruyorsun ey güneş! Ferahlat, dindir insanlık sancısını, mazlumların acısını…
Eriyip gidiyor insanlık bir cehalet atmosferinde. Sen ben mücadelesinin üzerine kuruluyor bütün hesaplar. Gücü tükendi insanlığın azgın cehalet canavarından. Dağılıp parçalandı insanlık, bölünüp yutuldu. Sonra da azgın iştahlıların kursağında yem oldu. Tevhid mücadelesi unutulup gitti. Le ilahe illallah cümlesi hiçbir ifade etmiyor, azgın cehalet canavarına.
Kâinat mahzun, varlık mahzun, sima ve gönüller mahzun, diri diri gömülen kız çocukları mahzun, haksızlığa uğramış yetimler mahzun, hakkı elinden alınmış mazlumlar mahzun. Öfkeye mahkûm olup hayatına kast eden delikanlılar mahzun, hakları gasp edilmiş genç kızlar mahzun, bağrı susuzluktan kurumuş, gözleri Fırat nehrinin hırçınlığıyla kan akıtan anneler mahzun ve yaşayabilme arzusuyla dünyaya gelen minik yavrular mahzun ve biçareydi.
Kâinat insanlığın üstünü örten karanlık bulutlarla doluydu. Kâinat, en karanlık en kara en siyah gecesini yaşıyordu. Gecenin en koyu olduğu an şafağa en yakın olduğu değimlidir?
Karanlıklarla dolu insan zihni, Dipsiz kuyulardaymış gibi ve burhan dolu. Ama Hz Muhammed (s.a.v) nuru eşsiz bir ışık süzmesi olarak inceden inceye girer aydınlatmak için
Kimisi ardını döner bu ışığa. Ve kendi gölgesine hapseden kendini. Karanlık yüzüne vurup hep korkar arkasında ki ışığın o göz kamaştıran huzurundan. O karanlığı seçer ve kendini helak eder.
Kimisi de hoşnut olur ve yüzünü ona döner. Ama kararsız kalır. Alışkanlıklarından vazgeçmek ve kalkıp ona doğru gitmekten aciz kalır. Olduğu yerde sayıklar durur. Hep onun gelmesini bekler ama kendisi hiç gitmez.
Hele kimileri vardır ki; işte onlar aydınlığı seçerler. Ve tüm güçleriyle koşarlar güneşin doğduğu yere doğru. Tüm alışkanlıklara yüz çevirirler. Zahmetlere, yorgunluklara, dikenli yolların meşakkatine aldırmadan koşar kurtuluşa ererler.
Kapkara geceyi yok edip yırtıp atacak güneş artık görünmeliydi ufukta. Güneş doğmalıydı ki kâinat üstündeki kapkara bulutları nuruyla ışığıyla yok ediversin insanlığın boğazını sıkan cehalet canavarının ellerini kırsın. Doğsun artık o Güneş eritsin taştan putları ve o putları diken elleri.
Ey Güneş! Karanlığı yırtarcasına yüksel. Yüksel ki ins-u cin görsün nurunu. İnsanlığın üzerindeki ölü topraklar silkelensin. Kırılsın boyunlardaki cehalet zincirleri. Gönüllere huzur, kalplere sükûnet insin.
Ve o an…
Karanlığı yırtan bir güneş niteliğinde kâinatın efendisi Hz. Muhammed (s.a.v) dünyaya gözlerini açtı.
Tarih=miladi 571 Nisan ayının 20’si Fil vakasından 50 veya 55 gece sonra kameri aylardan rebiül evvel ayının 12. gecesi Mekke’de mütevazı bir ev, günlerden pazartesi vakit seher vakti…
Bu tarihte bu yer, zaman ve vakitte fahri kâinat Hz Muhammed Mustafa (s.a.v) doğdu.
Hoş doğdun Ey İbrahim’in duası, İsa’nın müjdesi ashabının göz nuru
Hoş doğdun Ey Allah’ın habibi, Resulü ve Nebisi
Hoş doğdun Ey fahri kâinat
Hoş doğdun Abdulmutalib’in torunu, Abdullah’ın evladı Amine’nin yavrusu…
AHMET KILIÇ ADANA İHL
------------------
